Yeşil Yeni Anlaşma: Bağlam ve sorunlar

Dünyada ekonomik sorunları, yükselen sağ milliyetçi ve faşizan dalgayı anlamak için kullandığımız sözcükler son on yılda giderek 1930’ları çağrıştırmaya başladı. 1929 Buhranı’yla karşılaştırılabilecek bir küresel kriz sonrasında neoliberalizmin dayattığı çözümsüzlüğe alternatif yanıt geliştirme çabalarının başarısızlığını takiben “sağ popülist” olarak da nitelenen aşırı sağ hareketler daha da güçlendi ve Avrupa’dan başlayarak müesses nizama ortak oldular ya da pazarlık masasına oturabilecek kıvama geldiler. Bu küresel konjonktürde yeni bir çare arayışının ifadesi olan Yeşil Yeni Anlaşma’yı kısaca irdelemek istiyorum.

Ancak önce bir parantez açarak sorunlu bir kavram olan popülizmi iktidar bloku ile yerleşik düzen karşısında bir halk tarifine girişen ve halkın çıkarlarını kendisinin temsil ettiğini savunan siyasal hareket ve oluşumlar için kullandığımı eklemek isterim.(i) Bu noktada seçkinlerin iktidarına halkçı veya sosyalist bir programla karşı koymaya kalkan sol popülist bir siyasal hattın Yeşil Yeni Anlaşma’yı esinlediğini belirteyim. Halkın karşısında karbon endüstrisinin, petro-dolarların beslediği küresel felaketlerin sorumlusu piyasacı seçkinler kampı resmi çizen Yeşil Yeni Anlaşma savunucularının, projelerini küresel sermaye birikiminin sorunlarının çözümü olarak gösterdiklerinde kendi zeminlerinin altını oyduklarını ekleyerek…

SÜREKLİ ARTAN İLGİ

Yeşil Yeni Anlaşma’yı ABD’de kriz başlamadan Thomas Friedman dillendiriyor. Obama ekibi bunu sadece başkanlık kampanyasında kullanmıyor, ayrıca altyapı yatırımları ve yeşil hizmet temini için yatırımları öngören 90 milyar dolarlık bir paket haline dönüştürüyor. ABD’de Temiz Enerji ve Güvenlik Yasası’nın Senato’da 2009’da çuvallamasına karşın hem Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde bu düşünce kendisini hissettiriyor, hem de ABD’de Demokratlar ve Yeşiller arasında popülerliği artıyor. 2016’da Bernie Sanders’ın kampanyasında da yer alan fikir, çevrecilerin bugün ABD Temsilciler Meclisi Başkanı olmuş Nancy Pelosi’nin ofisinde 13 Kasım 2018’de gerçekleştirdiği oturma eylemi sonrasında tam bir ilgi patlaması yaşıyor.

2018 yılı sonundaki bu ilgide aynı zamanda Varoufakis ve Sanders gibi önemli siyasetçilerin İlerici Enternasyonal girişimlerinde yeni bir anlaşmadan bahsetmesi de etkili. Google Trends’den aldığım verilerle oluşturduğum aşağıdaki grafik bu ilginin bilhassa son iki ayda arttığını gösteriyor (Google Trends belirtilen süredeki aramaları dağıtarak ve en fazla aramayı 100’e eşitleyerek bir dağılım sunuyor). Mevcut ilgi şimdilik dünya genelinde ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya ve Almanya ile sınırlı olsa da Yeşil Yeni Anlaşma’nın küresel bir tartışma konusu haline geldiğini söyleyebiliriz ve bu trend devam edecek gibi duruyor.

KİMİN ANLAŞMASI?

Aslında Yeşil Yeni Anlaşma, Yeşillerin, çevrecilerin on yıllardır dillendirdiği noktaları tekrarlıyor. Burada farklı ve ilginç unsur yeşil ekonomiye geçiş ve iklim değişikliğiyle mücadelenin aynı zamanda refahın yeniden dağıtımı ve on yılı aşkın süredir kendisini hissettiren krizin aşılması için anahtar olarak gösterilmesinde. Genelleştirirsek, ABD ve Avro Bölgesi için reform önerilerinde temiz ve yenilenebilir enerji sektörlerinin desteklenmesi, uygun teşvik politikalarıyla istihdam yaratılması ve işsizliğin düşürülmesi ön plana çıkıyor. Bu sayede yaratılacak refahın özendiriciliği kadar çevresel felaketlerin ekonomik maliyeti ve halk sağlığı açısından sorunlar da başka yol yok hissiyatı yaratmak için kullanılıyor.

Peki “Anlaşma”yı kim finanse edecek ya da bu kimin anlaşması? 2018’de GSYH’sinin yüzde 4’ü kadar (Türkiye’nin GSYH’si ne yakın) bir açık vermesi beklenen ABD’de daha fazla açık vermeyi savunmak zor. Bu nedenle, örneğin Alexandria Ocasio-Cortez, Bernie Sanders ve ABD’deki yeşiller tarafından en tepedeki gelir gruplarına daha fazla vergi konması ve çevre kirleten sanayicilerin daha fazla vergilendirilmesi öngörülüyor. Avro Bölgesi için Varoufakis’in bulduğu finansman yolu ise ironik bir şekilde Roosevelt’in vergi oranlarında göstermelik artışla ve büyük sermayenin canını fazla sıkmadan iş yaratma stratejisiyle daha uyumlu. Avrupa Yatırım Bankası’nın 500 milyar Avroluk tahvil çıkarmasını öneren Varoufakis, canlanan ekonomi sayesinde geri ödemenin sorun olmayacağını ima ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın gerektiği kadar tahvil alım desteği vermesi durumunda ayrı bir güvence sağlanmış ve büyük bir para üretken alana aktarılmış olacak.

Burada Yeşil Yeni Anlaşma savunucularının temel çıkmazı belirginleşiyor. Siyaset bilimi ve tarihsel sosyolojide yaygın kanaat, 1930’ların Yeni Anlaşma’sını bir çıkış yolu olarak sunan siyasetçilerin bunu tarımda çalışanlar kadar kentli işçileri de peşlerine takarak ama kolektif kapitalist çıkarları, kapitalistlere rağmen savunarak gerçekleştirdikleri. Oysa zamanın iş dünyasının örtülü desteği, bunların politika yapımında çekincelerini kanunlara yerleştirebilmelerine izin veren etkilerinin sürekliliği ve 1930’lar ABD’sinde sınıf mücadelesinin yakıcı ateşi olmasa Yeni Anlaşma olmazdı. Bugün Yeşil Yeni Anlaşmanın destekçisi olabilecek toplumsal hareket merkez kapitalist ülkelerde halen dirilme uğraşı veriyor. Sandığa ve sokağa etkisi neo-faşist hareketlere nazaran halen son derece sınırlı olanların müesses nizam aktörleriyle ve onlara rağmen bir “Anlaşma” kotarabilmeleri ise son derece zor görünüyor.

MUARIZINI DİZE GETİRMEK

En üst düzey gelir gruplarının ödediği vergiyi artırabilecek bir hareket yokluğunda sermaye birikiminin hızla tempo kazanacağı vaadine sarılmak ön plana çıkıyor. Örneğin ABD’de Demokratlar ve sol siyaset için çabuk erişilebilir bilgi üretimi amacıyla oluşturulan Data for Progress özel sektörün güçleneceğini vurgulayarak yeşil ekonomiye geçişi vurgulamadan yapamıyor. Ancak ikna edici olmaya çalışmanın böylesi esasen Yeşil Yeni Anlaşma projesinin gücünü azaltıyor.

Yatırımın, üretimin artması vaadinde bir sakınca yok, ancak bunu hâlihazırda o yatırımı yeterince karlı bulmayanları ikna etmeye odaklı hale getirmek, odağı insandan çıkarıp sermayeye kaydırma tehlikesini doğuruyor. Milyarlarca Avroluk yeşil tahvil piyasasının son on yılda oluştuğu Avro Bölgesi’nde ilericiler, solcular, demokratlar olmadan da sermaye yeşil yatırımı nasıl kârlı hale getireceğini zaten tartışıyor.

Muarızını dize getirmek için onun suyuna gitmek değil, karşısına çıkmak gerekli. Aksi takdirde hedefe konan müesses nizam eleştirisinde de samimiyet göstermek zorlaşıyor.
Sahi, bu sadece Yeşil Yeni Anlaşma ve kendisini karşısına konumlandırdığı neoliberal kapitalizm için mi geçerli? Otoriter ve faşizan rejimler “devletimize zeval gelmesin” denildiğinde demokratikleşir mi, rejime tuğla koymuşları ve görüşlerini eleştirmeden halkçı siyaset güdülür mü?

(i) Popülizm, kadim bir siyaset yapma tarzı. Türkiye’de gündelik tartışmadaki kullanımının akademik kullanımla ilgisi oldukça dolaylı. Res publica yani kamunun işi ve gücünün ve bunları idare eden devletin aynı zamanda halkın işi ve halkın malı (res populi) olduğuna yönelik antik Yunan ve Roma düşüncesindeki idare ve halk özdeşliği anlayışı tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş olabilir. Ancak kökü buraya kadar uzanan bu siyasal düşünme tarzı, seçkinlerden müteşekkil iktidarın halkın işini ve malını yönetme hakkı olmadığı temasını tartışmaya devam ediyor. Sağ popülist olarak da nitelenen, aslında bazıları faşist bir karaktere sahip hareketlerin daha iyi nitelenebilmesi için gerekli ayrımlar ise başka bir yazının konusu.

Not: Bu yazı gazeteduvaR’da 11 Ocak 2019’da yayımlandı.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir